O Gece: 17 Ağustos 1999 – 03:02

Deprem oluyor,

Önce büyük bir gürültü duyuyorsun, gecenin bir körü, ne olduğunu düşünmeye kalmıyor, sallanmaya başlıyor her yer.

Dünya dönüyor, ev de dönüyor..

Ama daha 8-9 yaşındasın ne bileceksin? Deprem ne?

Geceye dönüyorsun, hava sıcak, gökyüzü pırıl pırıl, yıldızlar gözünün içine giriyor, geceden tek hatıra bu.

Sonra 17 Ağustos saat 03:02 ve olanlar oluyor.

Dediğim gibi çocuksun, ne olduğunun farkında değilsin, ailen koşuyor yanına ama sarsıntı devam ediyor, sanki hiç bitmiyor, o saniyeler, dakika, saat geliyor sana..

Dışarı çıkıyorsun, sanki mahşer yeri, hiçbir şeyin farkında değilsin, binalar yıkılıyor, etraftan bir şeyler düşüyor, insanlar panik halinde, koşuşturuyor.

Kimse ne yaptığını bilmiyor, dakikalar geçiyor, deprem bitse de artçılar devam ediyor, o süreçte insanlar açık alanlara, parklara gidiyor.

Sen de gidiyor, gidiyorsun ama farkında değilsin, sabaha kadar oturup, titremekten başka bir şey yapamıyorsun, çünkü deprem artçılarıyla devam ediyor, durmadan..

Binalara bakıyorsun, yer mi yarılacak diye korkuyorsun..

İnsanlara, çevredeki insanlardan başka yardım edecek kimse yok. Enkazlara ilk müdahale çevreden yapılıyor, her yer yıkılmış, ulaşım sıkıntı, telefonlar iptal, zaman dar.

Kurturulabilenler, kurtuluyor ama çok fazla kayıp var.

Arkadaşların, akrabaların enkaz altında, göçüp gidiyorlar, tabii haberin yok, yavaş yavaş geliyor üzücü haberler.

Sabah oluyor, yollar kapalı, 15 dakikalık yolu 6,30 saate gidiyorsun, araçlar ilerlemiyor, yürümek daha hızlı.

Her yer ölüm kokuyor, enkaz..

İnsanlar çaresiz, şokta.

Yakınlarını kaybedenler, delirmiş durumda.

Anlamlandıramazsın ki..

Gece oluyor, karşıya bakıyorsun, Tüpraş yanıyor, gökyüzü turuncu, aydınlık, ama neden?

Alevler..

Asfalt üzerinde yatıyorsun.

Yemek mi?

Yok, paran olsa da yok..

Paranın değeri yok..

Her yer kapalı, yağmalamalar, hırsızlıklar başlıyor.

İstesen de ulaşamıyorsun, su, her şey sıkıntı.

Günler geçiyor, ülke kenetleniyor, her yerden yardımlar geliyor, yurt dışından, her yerden.

O zaman insanlığı anlıyorsun, her yere ulaştırılmaya çalışılıyor yardımlar.

İnsanlar şurası da var diye birbirlerini yönlendiriyor.

Sen çocuksun belki ama her şeyin farkında oluyorsun.

Duş yok, su yok, alamıyorsun.

Göl, dere vs artık ne bulunursa oraya gidip duş alınıyor.

Gelen yardımlardan yemek, giyim ihtiyaçları karşılanıyor.

Çünkü dediğim gibi alacak yer yok, zaman geçse de insanlar evlerine giremiyor.

Çadırlarda, arabalarda kalıyorsun.

Tamamen boşluk, sadece yaşamak yeterli senin için.

İnsanların sağlık sorunları var, psikolojileri bozuk.

Kayıplar çok, her geçen gün üzücü haberler daha da artıyor.

Hikayeler çok, yazmakla bitmez.

Yaşanıyor, zaman geçiyor bir şekilde.

Gün geliyor, normal hayatına dönüyorsun.

Büyüyorsun.

Unutamıyorsun.

Unutmakta istemiyorsun belki.

Unutursan, olmaz, gidenlere ayıp olur gibi belki de.

Gerçi istesen de unutamazsın ki..

Çünkü o sen de derin bir iz.

Çıkmaz.

Unutmadık.

17 Ağustos 1999 03:02

Etiketler: / / / /
Facebook İle Yorum Yap

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir